Morgan,
oturduğu yerde rahatsızca kıpırdandı. Bulunduğu yerde hiç de memnun değildi.
Evinde, İngiltere’de kalmayı tercih ediyordu. Karamel rengi saçlarını kıvırıp,
ela gözlerini kısıp, günbatımı renginde parlatıcı sürülmüş dudaklarını büzdü.
Babası işi gereği yazın sürekli seyahat ederdi. Morgan başka ülkelere gitmekten
nefret ederdi. Gitmeye heveslendiği yer ise Milan’dı. Ama ne tarihine ne
görünümüne ne de eserlerine meraklıydı. Tek ilgilendiği şey Bu sefer de
İstanbul denen bir şehre gitmişlerdi. Morgan seyahat etmemek için çok
direnmişti ama babasının sesi saha yüksek çıkmıştı. Etrafına bakındı. Sigara
içen Türkler, her şeyin fotoğrafını çeken turistler ve siparişlere yetişemeyen
garsonlar. Bu yaygara kiminin hoşuna gidebilirdi ama Morgan kesinlikle onlardan
biri olmadığını biliyordu. Beyninin içinde insanlar bala üşüşen arılardı ve
vızıltısı onu çok rahatsız ediyordu. Arıların üzerine böcek ilacı sıktığını
hayal etti ve yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Garsonun sıkılmış sesi onu
arı ve böcek ilacı hayallerinden sıyırdı. Garson muhtemelen “ne sipariş
edersiniz” demişti. Morgan, tek bildiği Türkçe sözcük olan “anlamıyorum”’u kullanmak yerine garsonun
yüzüne anlamsız bir ifadeyle bakmayı tercih etti. Garson, bir süre sonra onun
bir turist olduğunu anladı ve içini çekti. Morgan artık gerçekten de sıkılmaya
başlamıştı. Etrafta küçük bir yürüyüşe çıkmaya karar verdi. Bu gürültü patırtıdan
uzak sessiz bir yer de bulabilirdi değil mi? Sokaklar gürültülülüydü, ama
birçok ilginç dükkan vardı.Morgan,yavaşça telefonuna uzandı ve radyoyu açtı.
Kanalları gezinmeye başlad. Hepsi müzik programıydı, ki Morgan şarkı dinleyecek
havada değildi. Daha çok haber dinlemek istiyordu. Herhalde tanrı haline acımış
olacak ki bir İngilizce haber kanalı buldu. Morgan rahatlamış gibi bir oh
çekti. Biraz etrafına bakınıp biraz da haber dinlerken, çok ilginç bir haber
duydu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder